| 
Kadın Kısmının Halleri
One Week, Two Guys, None Relationship PDF Yazdır e-Posta
Admin tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 09 Haziran 2010 16:03

Mail box’ımıza şöyle bir mail düştü bu ay içinde:

Ben ki ilk sevgilisi ile 4,5 yıl çıkmış neredeyse evlenecek olan evlenmemek için ayrılan. Onun adıyla nefes alan küçük temiz kız :)

Son 3 yılda, aslında son bir yılda biraz dağıttım, son altı ayda koptum iyice ve geçen hafta ...

Aslında Gossip Girl izleyip uyuyacaktım. Birkaç yıldır aramızda elektrik olan ve resmi iş ilişkilerinde çokça ortak tanıdığımız olan çocuk aradı ve bana kitap bırakmak istedi, gelmişken flörtleştik. Dışarıda park gibi bir yerde bira falan içtik ve biraz sarhoş olup eve geçtik, güzel bir geceydi eğlendim umrumda değildi. O beni aramadı ben de onu, umrumda değil...

Birkaç gün sonra hoşlandığım eski flörtümü aradım, ertesi gün İstanbul’a gidecekmiş; ama görüşelim dedi. Gece biz konser sonrası ev arkadaşım ve yakın bi erkek arkadaşım onunla buluştuk, o biraz sarhoştu, ben çakırkeyif, eğlendik ve ben bizimkileri ektim ve ona geçtik, resmen arkadaşlarımı ektim onun için. Shit.

Çok ama çok başarılı bir geceydi desem ondan neden bu kadar hoşlandığımı sana anlatır mı bilmiyorum. Evlenirim ben onunla bu performansla :) tabi ki insan da olabilseydi...

Neyse “beni ara boş olduğun zamanlarda” dedim. O çok arayan soran bi tip değil. Ve hiçbir sosyal medyada yer almıyor.

Öğlen mesaj çekti  “Ev arkadaşının sevgilisi var mı” diye, yok dedim. Anlamadım tabi ki, bunu neden sordu falan, akşam çıkalım mı dedi, ben çalışıyordum, olmadı gece sonunda buranın fiks barına gittik.

Arkadaşı beni gördü, daha sonra o da geldi bi grup arkadaşıyla ve bayaa sarhoştu. Neyse bak bu arkadaşımla tanıştırmak istiyorum falan dedi, ben hala anlamadım; ama sarhoş oluşu ve uzak duruşu sinirimi bozdu.

Arkadaşına hiç şansın yok onun gibi bir arkadaşın olduğu sürece dedim. O da benim öyle bir niyetim yok, o seninle buluşmak için bahane uydurdu falan dedi. Neyse yok aslında böyle bir şey.

İyi tarafı olabilir bu durumun; ama şöyle bir açısı da var ki ben iki gün sonra anladım. Biz sevişiyoruz diye benim arkadaşımın da benim gibi olduğunu düşündü ve arkadaşına onların tabiriyle kıyak geçmeye çalıştı böyle bir şey var mı yaa?!

Sinirliyim bu konuda acayip kavga etmişti bu salak gece bende kamera kayıtlarına falan baktım o geceden sonra iki kez konuştuk ve normalde telefonu açmayan ve hep kendisi dönen adam bu kez açtı telefonu her ikisinde de...

Böyle one week, two guys, none relationship :)

Maili okuduk ve oturup erkeklere küfretmek yerine, bi’ erkeğe soralım o anlatsın dedik ve Emre Dede anlattı:

Bildiğin üzere, erkek dünyasıyla ilgili esnetilemez kurallardan olan “Delikanlı adam öper; ama söylemez!” dizi kültümüzle paralel olarak bitti. Örneklendirmek gerekirse, bir zamanların en ikonik dizisi Deliyürek iken, yeni jenerasyonla beraber hızla Kavak Yelleri’ne evrildik. Senin adam da bundan nasibini almış, “Swinger” tadını yakalamak için hamletmiş gibi görünüyor. Gerçi o da tam oturmuyor, keşke önce ev arkadaşınla onun arkadaşı, cima etmeseler bile, ince bir muhabbet çevirseydi de “cuk” sesini duyabilseydik.

Şu dakikadan sonra adamda değiştirebileceğin çok şey olmasa da, madem ki performans takdire şayan, aynı ayarda devam et gitsin. Gerçi “Beni ara boş olduğun zamanlarda” dedikten sonra yapacağın hamleler onu itmekten öte geçer mi, geçmez mi, orası muamma. İlişki taktiklerini pek sevmesem de şunu söylemeden edemeyeceğim: “Erkekler arzulanan kadınları daha çok arzular.” Kantarın topuzunu kırmamak şartıyla, buradan vurursan şans yüzden artar kanısındayım. Eskaza dikiş tutturursan da “Orgy” tekliflerine de hazır olmanı salık veririm. Nihayetine önümüzde bir “Aşk-ı Memnu” örneği var.

Son olarak, bundan sonra olabileceklerin olası bir fragmanını “Closer/2004” ve ardından “Eyes Wide Shut/1999” filmlerinde görebilirsin.

ps: Adı geçen dizilerin hiç birini izlememiş olsam da dönen muhabbetlerden konuya vakıf olduğum kadarıyla yazdım, hata etmişsem affola.

Fazla acımasız yazmış Emre; ama haklı sanki hı?

onewomanmanymenpicture

 
Beyaz (Y)atlı Prens Out! PDF Yazdır e-Posta
Admin tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 07 Haziran 2010 20:46

Yazı: Sezen Türker

Hadi itiraf edelim biz kadınlar kaynağı her kim, sebebi her ne olursa olsun ilgiye bayılıyoruz. Herkesin bize ilgi göstermek konusunda son derece cömert olmasını bekliyoruz; ama biz ilgi göstermek konusunda oldukça cimriyiz, tamamını “mükemmel adam” için biriktiriyoruz.

Bu “mükemmel adam” arayışının masalların zehri olduğunu düşünenlerdenim ben. Aklımızın kadın-erkek ilişkilerine bile basmadığı yaşlarımız boyunca, kadını berbat hayatından kurtarıp, onu sonsuza dek mutlu yaşatan prens inceden inceye beynimize zerk edilmiş ki; üç / beş / on / yirmi hayal kırıklığı ile sonlanan ilişki bile bizi bu “mükemmel adam” arayışından vazgeçiremiyor.

Murathan Mungan'ın deyişiyle “Erkeklerin de magandalarını, zontalarını, sonradan görmelerini, yere tükürenlerini, burnunu karıştıranlarını, yuppilerini, arabalarında cıstak çalanlarını, altın kolye- pırlanta yüzük- zincirli künye üçgeni içinde yaşayanlarını aradan çıkarırsan, dünya bir avuç kalıyor; dünya birdenbire çok ıssızlaşıyor.”

Bir de bu ıssızlık arasında öyle bir adam istiyoruz ki, yakışıklı olsun, kültürlü olsun, bize sürekli bir şeyler keşfettirsin, bizim yapmak istediğimiz her şeye eşlik etsin, sürekli bizimle ilgilensin, bize yemek pişirsin, çocuklarımızın babası olmayı hayal etsin, parası olsun, düzgün aileden gelsin, işi gücü biz olalım, gözü başka kimseyi görmesin, bütün arkadaşlarımızla iyi anlaşsın, iyi bir okuldan mezun olsun, iyi bir işi olsun, beş tane dil konuşsun, müzikten anlasın... Hiç kimse de kalkıp bize “Hadi ordan!” demiyor, çünkü bütün hemcinslerimiz ne kadar görmüş geçirmiş olursa olsun içten içe bu adamı bekliyor.


Sonuçta mı ne oluyor? Belki de birlikte çok mutlu olabileceğimiz adamlara, aklımızdaki kalıpların hepsine uymadığı için yazık ediyoruz.

Beni bu “mükemmel adam” sendromundan çok sevdiğim bir hocamın “üçgen teorisi” kurtardı. Kalbinizin atışı hızlandıysa, üzgünüm üçgen gibi vücutlardan bahsetmeyeceğim. Bu aslında iş hayatına ilişkin bir teori; ama üçgenin uçlarındaki sıfatları kadın-erkek ilişkilerine uyarlamak pekala mümkün.

pinktriangle-1

Bu teoriye göre bir adamda bunların üçü birden bulunamaz. Yakışıklı ve zenginse iyi huylu olmasını, size ihtiyacınız olan ilgiyi göstermesini bekleyemezsiniz. Zengin ve iyi huyluysa 1.80 boyunca manken gibi bir adam olmasının imkanı yoktur. Yakışıklı ve iyi huyluysa da boğazda yalısı yoktur. Hepsinden biraz olması en idealidir: Biraz paralı, biraz yakışıklı, biraz iyi.

Kız arkadaşlarınızla kurduğunuz ideal adam kalıplarını, masalları unutun. Zaten hepimiz birbirimizden bu kadar farklıyken, hepimizin “doğru adam”ı nasıl apaynı olsun ki?

Hala hem yakışıklı, hem zengin, hem iyi huylu olanı konusunda inatçıysanız da, siz en iyisi gidin bir kitapçıya bol bol masal kitabı alıp onlarla uyuyun.

“Bilmiş bilmiş konuşuyorsun, tamam mantıklı gibi geldi de neden sana inanayım, daha azına razı olayım?” diyenler için dip not: Gerçekten mükemmeli değil de, istediğimi ve ihtiyacım olanı beklemeye başladığımda hayatımın “prozac”ı olan bir adamla tanıştım. Teorik olarak birlikte mutlu olması imkansız bir çift olarak pratikte harikayız. Kurgulamayın, yaşayın!

Son Güncelleme: Cumartesi, 19 Haziran 2010 15:11
 
Müsait Bir Yerde Binecek Var! PDF Yazdır e-Posta
Admin tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 05 Haziran 2010 18:59

Yazı: Gizem Telci

Havalar ısındı. Sokaklar cıvıl cıvıl. Şu günlerde işsizliğimin de vermiş olduğu özgürlük etkisiyle kendimi sokaklara atasım, bol bol gezip tozasım var. Biliyorum bu yalnızca benim için geçerli değil. İşiniz ya da paranız olsun olmasın, her birinizin içindeki gezenti çocuk, güzel havaların etkisiyle çoktan harekete geçmedi mi?

Güzel yurdumuz saolsun, gidilecek çok yer, önerilecek çok mekan var. Ama ben bugün -çoğu yazımdan farklı olarak- gidilecek yerleri önermek üzere değil, önerilen yerlere giderken biz bayanların özellikle de yaz aylarında otobüste, minibüste işin özü her türlü yolculuk esnasında karşılaştığı "sözde delikanlı" erkeklerimiz üzerine iki kelam edeceğim.

Ergenlik yıllarında namus kavramını hap gibi yutan sözde delikanlı erkeklerimiz, her nedense anası bacısı dışındaki tüm kadınlara yakınlaşma hakkına sahip bulurlar kendilerini. E ne de olsa insandır, -malasef- o da gezer tozar bizim gibi. İpini koparıp sokağa salındı mı bu ve bunun gibileri, bizim gibi sıcacık havalarda eteğini, elbisesini giymiş çıtı pıtı bayanlara "zaman kötü kolla kendini(?)" deyimini aklından çıkartmamak düşer.

Mutlaka her birinize gelip çatmıştır bu insan yavruları... Ya da çatacaktır! Çünkü öyle çok var ki. Hangi il hangi semt olursa olsun, az ya da çok nasibini almıştır. En kötüsü de bunlar yüzünden özgürce yaşama hakkınız elinizden alınır. Misal sokağa çıkarken o çok sevdiğiniz mini mini şortunuzu her yerde giyemezsiniz. Ya da bir cesaret giydiniz, bizim şu sözde delikanlıların bakışlarını, göz süzüşlerini ve hatta yeri geldinde dokunuşlarını(!) üzerinizde hissetmek zorunda kalabilirsiniz. Ve işte bu durumla karşılaştığınız her gün yaşadığınız yere lanet eder, pılınızı pırtınızı toplayıp güneyde bir sahil kasabasına yerleşme hayalleri kurarsınız.  

Toplu taşıma araçlarında da durum farklı değil malesef. Otobüste metrekare başına düşen kişi sayısı çil yavrusu kıvamındadır ve o yavrulardan biri ya da birkaçı bu kalabalığı fırsat bilmekte ustadır. Önce sağa sola kayar, çok sıkışık bahanesiyle itiştirir, çekiştirir, sonra "müsait bi'yerde" biniverir tepene! Sen de öflersin pöflersin, bazen utanır sıkılırsın, yeri gelir bağırır çağırırsın -her nedense bağırınca da yanlışı yapan senmişsin gibi diğer yolcular tarafından ayıplanan bakışlarla anlamsızca yargılanırsın- ama sonunda ne olursa olsun, kötü zihniyetin kurbanı olmaktan kurtulamazsın.

Benim kanaatim bu adamlara sessiz kalmamaktan yana. Çünkü ne kadar susarsanız o kadar tepenize binerler. Bağırın, çağırın hatta gerektiğinde çantanızı güzelce kavrayıp, birkaç tane patlatın. Erkekliğin %90'ı kaçmaktır ya, bakın siz dişinizi gösterince nasıl da korkup kaçıveriyorlar.

Aman diyeyim sevgili okuyucu. Varsa diyecek sözünüz çekinmeyiniz. Sonra olay anını başkalarına anlatırken, kafanızı yiyip bitiren keşkeleri içinize sindirmek emin olun daha zor olacaktır. 

 

Son Güncelleme: Cumartesi, 05 Haziran 2010 22:25
 
Mutsuzluk: Tamam Deme Sayısının Artması PDF Yazdır e-Posta
Admin tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 05 Haziran 2010 18:37

Yazı: Burçak Külcü

Tamam baba, tamam patron, tamam sevgilim.

(cümlesini aşırdığım için Menteş'e özürlerimi iletiyorum.)

23 yaşındayım, eşşek gibi çalışıyaorum, ailemle yaşıyorum, sevgilim yok.

Kronik muhalif olduğum gibi bir kanıya kapılsa da çevrem zaman zaman, aslında durum öyle değil. Düşünüyorum da en çok kullandığım kelime ne diye, ezici bir çoğunlukla “tamam” başı çekiyor. “bilmiyorum” ise 2. olarak devam ediyor kelime yarışına.

Tamam diyorum; bazen çok sıkıldığım ve kurtulmak istediğim için, bazen korktuğum için, bazen kaybetmek istemediğim için, bazen gerçekten istediğim için, bazen onlar istediği için, bazen öyle olması gerektiği için.

Tamam dediklerimi düşünüyorum sonra; sadece kendim için değil aslında kadın olmanın kaderinin tamam demek olduğunu mesela.

Hayatımızdaki ilk erkek figürü baba. Ataerkil olduğu düşünülen toplum, aile yapısı. Güçlü bir figür. Kızım ile başlayan bir cümle kurduğunda hayır demek ne mümkün? Tüm asiliğimiz annelere, tüm hayırlarımız onlar için. Anne bağırır çağırır kız çocuk daha çok bağırır. Baba ile böyle olmaz ama. “Hayır dedim kızım!” dediği anda cevabımız hazırdır; “Tamam baba!..” (çünkü baba sen farklısın, annemle yaşadığım ego savaşlarını yaşamıyorum seninle, çünkü sana hayranım, çünkü ben kadınım sen erkeksin, çünkü hayatımı paylaşacağım adamı bile sana benzeyen birilerinden seçeceğim, tamam baba!)

Kadın ya da erkek fark etmez, birileri patronumuz olur (tercihim her daim erkek yöneticiden yanadır, pozitif ayrımcılık yapamayacağım). -Burada kendi kendinin patronu olan şanslı kişilere herhangi bir şey demiyorum, kıskanıyorum sadece.-  Tamam dediğimiz 3 ana öğe içerisinde en nefretle ya da istemeyerek boyun eğdiklerimizdir kendileri. Para veriyor bildiğin. Her ay hesabına yatan o kuş boku kadar parayı sanki sana hibe edermiş gibi bir lütuf içerisinde verdiği için zaten bir eziklik söz konusu. Emek yok, iş yok, kafa patlatmak yok, sabah 9 akşam 6 ofiste eğlendiğin için para veriyor sana dolayısıyla ne derse “Tamam patron!” demelisin. Mimlenmeye gelmez aman diyeyim! (Belki baban zengindi, benim babam memur olduğu için tamam patron, üniversiteyi yurtdışında okudun yurtdışına gidecek uçak param bile olmadığı için tamam patron, hırsın zerresi olmadığı için bende senin egonu şişirmeliyim tamam patron!)

Bazen haykırarak bazen fısıldayarak tamam dediklerimiz, sevgili sevgililerimiz. Tüm işimiz gücümüz aslında onları tamam demeye uğraştırmakken tuzağa bilerek isteyerek düşüyoruz her defasında ve ağzımızdan çıkan tek şey; “tamam sevgilim!” oluyor.

–        zamana ihtiyacım var sanırım, biraz ayrı kalsak

+             tamam sevgilim, sen nasıl istersen..

–        saçlarını kızıl yapsana  

+             tamam sevgilim, yapmaz mıyım hiç?

–        o eteği giyme çok kısa!

+             tamam sevgilim.

Bunlar gibi tonlarca fiil, istek vs. hangi birine hayır diyoruz? Ben söyleyeyim hiç birine. Mırın kırın ediyoruz, ağlıyoruz, zırlıyoruz; ama sonunda ağzımızdan çıkan kelime yine; “tamam sevgilim”

Biz kadınlara böyle mi öğretildi, dnalarımızda mı var bu bilmiyorum. Hayır, kafam şu soruya takılıyor; bir erkeğe istediğin şeyi yaptırmanın yolu yataktan geçiyor, hem fikiriz sanırım. İstemediği bir şey varsa tam da o anda (hangi anda mı, komik seni!) isteğini kulağına fısıldarsan “tamam sevgilim!!!” diyen bu sefer o oluyor. Biz kadınların tamam dedirtmek için yataklara düşüyor olmamız haksızlık değil de ne? (tamam sevgilim çünkü sana çok aşığım, aşık olduğum anlarda senden başkasını gözüm görmediği için tamam, bir etek yüzünden seni kaybetmek istemediğim için tamam, seninle birlikteyken ömrümüzü birlikte geçireceğimizi düşünecek kadar saf olduğum için tamam, sevgililiğin emek istediğini düşündüğüm için tamam, tamam dediğim tüm anlarda deliler gibi mutsuz olmama rağmen, sensiz olmak istemediğim için tamam!)

Hayatımız 3 tamam arasında gidip geliyor, mutluluk, mutsuzluk, başarı, acı, kıskançlık, paylaşmak ne varsa işte bildiğimiz, ettiğimiz eninde sonunda tamam'la tamamlanıyor.

Tüm tamamlarımı tükettim, geri gelin, tamamlarımı verin!

Son Güncelleme: Cumartesi, 05 Haziran 2010 22:25
 
Kahrol Düşman Al Sana Bomba! PDF Yazdır e-Posta
Admin tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 08 Mayıs 2010 20:49

Sayın Başbakanım ve Değerli Meclis Üyeleri,

Orada kaç kişisiniz bilmiyorum; ama önce lütfen şu videoyu izleyin. Hep birlikte izleyemiyorsanız da izleyenler izlemeyenlere özet geçsin lütfen.

http://www.youtube.com/watch?v=ZUkXwPKjYnI  (Siz girebiliyorsunuz diye linki veriyoruz)

Bizi Münir Özkul, karşımızdakini de Rusların yerine koy, öyle izle. Başka da bir şey demiyoruz. Bak sen ‘geçti artık, laf ağızdan çıktı bir kere, ayıp olur’ falan diye konuşmaya çekiniyorsan onlarla; biz konuşuruz, mektup falan yazarız merak etme. “Başımızın üstünde yeriniz var, gelin bir çayımızı için; ama yatılı misafir sevmiyoruz, yerimiz yok, hastamız var” falan gibi bahaneler uydururuz. Sofraya bir tabak daha koymanın anlamı yok çünkü, mutlu mesut yaşıyoruz işte biz bize.

Saygılar.

 

Kahrol Düşman Al Sana Bomba!

 

 

Yazıyı okumak için öncelikle cevap vermeniz gereken bir soru var. Kadın mısınız, erkek mi?

 

 

 

Son Güncelleme: Salı, 15 Haziran 2010 11:13
 
Cinsel Tatminsizliğin Domino Etkisi PDF Yazdır e-Posta
Admin tarafından yazıldı.   
Perşembe, 06 Mayıs 2010 15:06

untitled-1 copy22

 

Yazı: Aslı Madenli

(Lina Scheynius Photography)

Tamam dalga geçtik, güldük eğlendik,  ara sıra eleştirdik ama bildiğimiz kadınların cinsellikle ilgili kafalarının takık olduğu hiçbirşey olamaz mı yani dedim ve aldım sazı elime başladım söylenmeye. Baştan söyleyeyim  bilimsel verilerle desteklemeyeceğim için  bu yazıda okuyacağınız herşey kendi fikirlerimle desteklediğim dandik çıkarımlardan ibaret. 

Günlerinin çoğunu seksi düşünerek geçiren ancak cinselliklerini özgürce yaşayamayan erkeklerle dolu  yurdum. Cinselliklerini özgürce yaşayamayan erkeklerin sapkınlıkları, cinselliklerini özgürce yaşayamayan kadınların ambargolarından kaynaklanıyor kimi zaman.  Çoğunlukla demiyorum yalnız. Neden? Çünkü bizim erkeklerdeki nasıl bir anlayış, nasıl bir DNA, nasıl bir takıklıksa sekse, özgürce yaşasalar bile uçan kuşa kadar dadanacak şekilde arzulu ve sapkın olmalarının önüne geçemiyor bu durum çoğu zaman.  Arkasına bir gerekçe dayandıralamayacak kadar anlaşılmaz hem de.

Son Güncelleme: Salı, 15 Haziran 2010 11:09
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 5

Reklam

Bu alana Reklam Verebilirsiniz.

Anket

Hangi Erkek Tipi Daha Çekici
 

Paylaş

| More

Bazı Veriler

Üyeler : 163
İçerik : 129
İçerik Tıklama Görünümü : 99827

Son Yorumlar

RSS

Google Takibi